DAHA İYİ BİR DÜNYA

 

Daha iyi bir dünya yaratmanın 6 şartı:

1) Şehir devletlerinden oluşan bir Dünya Federasyonu kurulmalı.

2) Dünya Federasyonunda internet ve blockchain teknolojisi kullanılarak doğrudan demokrasi inşa edilmeli.

3) Küresel para birimi olarak altın kullanılmalı.

4) Kişilerin ve kurumların sahip olabilecekleri servetin bir üst sınırı olmalı.

5) Evrensel temel gelir uygulamaya geçirilmeli.

6) Dünya kaynakları eşit olarak bölüşülmeli.

 

Şehir Devletlerinden Oluşan Bir Dünya Federasyonu Kurulmalı

Bugün dünya devletlerini nitelikli gözlemleyen herkes federe yönetim biçiminin merkezi yönetim biçiminden üstün olduğunu kolayca fark eder. Amerika Birleşik Devletleri’ni ele alalım bir anlığına. Bugün doğu yakası ve batı yakası hem de son derece hassas ve tartışmalı konularda bambaşka yasalara tabi olabiliyorlar değil mi? Bir eyaletten diğerine yasalar 90 derece değişebiliyor. Oysa hepsi Amerikalı. Neden aynı yasalar altında yaşamıyorlar? Çünkü federasyon her zaman merkezi yönetimden üstündür. Bir Amerikalı tartışmalı A konusunda düşündüğü gibi yasal düzenlemelere sahip X eyaletine taşınabiliyor örneğin, o konuda tam tersi yasalara sahip Y eyaletini terk ederek. Böylece birbiriyle itişen bireyler yerine, daha homojen komünlere dönüşüyor eyaletler. Ama Amerikalılar kavga etmeyi bırakmıyorlar. Çünkü Devlet yönetiminde anlaşamıyorlar. Çünkü Batı yakası büyük çoğunluğuyla A partisi politikalarının ağırlıkla uygulandığı bir Devlet politikası isterken Doğu yakası büyük çoğunluğuyla B partisi politikalarının uygulandığını görmek istiyor. Oysa bunun basit bir çözümü var: Bir adım daha ileri gitmek. Her eyaletin bir şehir devlet özerkliğini kazandığı ve Avrupa Birliği benzeri bir yapı altında birleşildiği bir Amerika Birleşik Şehir Devletleri. Amerikalılar ülke yönetim sorununu nasıl çözüyorlar diye bir istatikçiye sorsanız, “Çoğunlukla iki dönem bir taraf, sonraki iki dönem diğer taraf yönetiyor. Sırasını bekleyen karın ağrısı ile kıvranıyor. Zaten çoğunun ilk 5 yılda yaptığı bir öncekinin yaptıklarını tersine çevirmekten ibaret oluyor.” derdi diye tahmin ediyoruz. Oysa şehir devletlerinden oluşan bir birlikten söz ediyor olsaydık, eyalet nezdinde, örneğin Kaliforniya artık bir ülkeden farksız olacaktı. Tüm o karın ağrısı son bulacaktı. Birliğin görevi de, her Amerikalıyı ortak paydada buluşturan muasır medeniyet kurallarının düzenlenmesinden ibaret olacaktı. Şimdi, dünyaya geri dönelim. Dünya sadece Amerika Birleşik Devletleri’nden ibaret değil sonuçta. Neden Avrupa Birliği? Neden Birlik değil sadece? Nedir Avrupalılık, milliyetleri kenara atıp yerine başka bir milliyet koyma çabasından başka nedir? Avrupa Birliği bir medeniyet birliğidir değil mi? O yüzden yüzlerce şartı vardır. Belirli bir medeniyet seviyesine ulaşmışların birliğidir. Öyleyse neden Avrupa ile sınırlı olsun? Bugün, örneğin Kanada’nın, Japonya’nın, Kore Cumhuriyeti’nin bu medeniyet seviyesine sahip olmadığını iddia edebilir miyiz? Öyleyse neden bu birliğin bir parçası olamasınlar? Şimdi, deminki Amerika Birleşik Şehir Devletleri’ne geri dönelim. Elbette böyle bir birlik kurulmasının taraftarı ya da savunucusu değiliz. Onun yerine, Avrupa Birliği’nin Avrupa’sının çöpe atılıp, bir Dünya Medeniyetler Birliğine, kısaca Birliğe dönüşmesinden yanayız. Bir referandum yapsak örneğin Kaliforniya’da, Kaliforniyalılar böylesi bir birliğin bir parçası olmaya can atmazlar mı? O zaman yapılması gereken şu: Bütün birinci dünya ülkelerini -kim bu birinci dünya ülkeleri? Avrupa Birliği standartlarına sahip tüm ülkeler- şehir devletlerine parçalayıp Birliğin çatısı altında toplamak. Elbette her şehir devletinde yapılacak federasyonla, şehir devletlerini oluşturan kitlelerin kendi iradeleriyle. Yani referandum şu şekilde yapılmalı: Her eyalet bağımsız olarak, “Bir şehir devleti olmak istiyor muyuz?” diye sormalı kendisine ve ardından da sormalı, “Birliğe katılmak istiyor muyuz?” Yoksa ülke genelinde “Biz şehir devletleri olup parçalanmayı ya da Avrupa Birliğine girmeyi istiyor muyuz?” gibi bir referandum yapmaktan bahsetmiyoruz. Sonuçta çağımızın altın kuralı, her topluluk kendi kaderini tayine haizdir, değil mi? Şüphesiz, örneğin, eski Amerika Birleşik Devletleri’ni oluşturan şehir devletlerinden kimisinde çoğunluk, Birliğe katılmamak yönünde oy kullanabilir. Ancak azınlıkta olacak olan bu birkaç şehir devleti de, Dünya Medeniyetler Birliği’ni ve getirdiği imtiyazları gördükçe, kendi küçük dünyalarına gömülmek ve yavaş yavaş ikinci dünya ülkelerine benzemek yerine, pek yakın zamanda, Birliğin bir parçası olmak için sıraya gireceklerdir. Akıllara Brexit gelebilir. Ancak şu unutulmamalı: Eğer İngiltere şehir devletlerinden oluşsaydı, Brexit sonuçlarından görüyoruz ki, örneğin Londra Birliğin içinde kalırdı. Bu nedenle bu tür referandumlar ülke genelini bağlayacak şekilde yapılamaz. Her bugünün eyaleti yarının şehir devleti kendi kaderini çizebilmelidir. Bu açılım birinci dünya ülkelerinin birleşmesi sonucunu doğuracaktır ve ilk aşamada böylesi gereklidir. Zira ikinci dünya ülkeleri çizginin öbür tarafında durma politikalarında ısrarcı ülkelerden oluşur ve medeniyet şartlarına haiz olmayan bu ülkelerin, şu anki duruşları itibariyle Birlik’in bir parçası olmaları düşünülemez. Üçüncü dünya ülkeleri de başta ekonomi olmak üzere pek çok konuda Birlik’in bir parçası olmayı gerektiren şartlara haiz değillerdir. Bu noktada yapılması gereken, birinci dünyayı birleştiren Birlik’in, kalan 5 maddeyi yerine getirerek dünyanın geri kalanına örnek model olması ve geri kalanını kendisine katılmaya teşvik etmesidir. Öyleyse şimdilik diğer maddeler ile devam edelim ve Birlik’in birinci dünyayı birleştirdikten sonra nasıl genişlemesi gerektiğini sonra tartışalım. Dünya Federasyonunda İnternet Ve Blockchain Teknolojisi Kullanılarak Doğrudan Demokrasi İnşa Edilmeli İnterneti kullanarak neden kendi kendimizi yönetmiyoruz? Bir facebook grubunda tartışır gibi, neden hangi yasalarla yönetileceğimize kendimiz karar vermiyoruz? Zaten, neden yasa koyucu sınırlı bir kitle? Bir yasa önermek ya da yasa değişikliği teklif etmek, varoluşsal bir hak olarak, o şehir devletinde kim yaşıyorsa onun hakkı olmalı. Bugün blockchain teknolojisine sahibiz. Yani güven içinde, internet üzerinden, herhangi bir vatandaş yasa teklifi öne sürebilir, yeterli oyu alırsa bu yasa teklifi yasa tasarısına dönüşür. Ve online olarak oylarız, referandum yaparız bu yasa tasarısının yasaya dönüşüp dönüşmeyeceğini. Doğrudan demokrasiye geçmek sadece yasa koyucunun ortadan kaldırılmasını sonuçlayacaktır, yürütme için gene seçtiğimiz bir vali ve ekibi olmaya devam edecek. Peki bu valinin yozlaşma ihtimali yok mu? Damıtılmış bir yürütme yetkisi, şu anki sisteme yani yasama ve yürütmenin el ele verdiği dolaylı demokrasilere kıyasla gerçekten çok zayıf bir yetkidir yani hayır, şu ankinden çok farklı olacak. Kaldı ki, çoğunluğu huzursuz eden eylemlerde bulunursa vali, hemen bir referandumla yenisinin seçilmesi sonucuna ulaşılabilir. Oysa bunu dolaylı demokrasilerde yapamazsınız. Halkın böyle bir yetkisi yoktur. Dolayısıyla doğrudan demokrasilerde idareciler hiç bir zaman uysal bir kedi olmanın ötesine gidemezler. Öncelikle belirtmeliyiz ki, sade vatandaş da bir yasa tasarısı hazırlayabilir konuyu gerektiği kadar araştırmanın ardından. Kaldı ki doğrudan demokrasilerde de partiler, gruplar, komünler, oluşumlar, sendikalar olmaya devam edecek. Bu örgütler içinde hukukçular da olacak. Ve birlikte yasa teklifleri hazırlayarak, şehir devletinin menfaatine olduğunu düşündükleri bu tekliflerine destek bulmak için diğer örgüt ve bireylere kendilerini anlatacak, destek isteyecekler. Ancak siz de biz de, her birimiz birey olarak, istersek, yasa teklifi hazırlayabileceğiz. Ve bu teklifleri facebook gruplarında, twiterda, diğer sosyal mecralarda tartışacağız, destek isteyeceğiz, destekleyeceğiz ya da karşı kampanyalar yapacağız. Eğer yasa teklifi yasa tasarısına dönüşürse referandum ile yani halkın gerçek iradesi ile bir sonuca ulaşacağız. Şehir devletlerinde doğrudan demokrasi sadece pek kolayca uygulanabilir değil ayrıca tartışmasız en ideal yönetim biçimidir ve toplum iradesinin kusursuzca ortaya çıkmasını sağlar. Şunu ekleyerek kendimizi tekrar etmemize izin verin: Dolaylı demokrasi demokrasi değildir. Politikacılar dünyayı yöneten derin pisliklere bulaşmayı bırakın, o yöne bakmazlar bile. Açık konuşalım, tamam en başta politikacılar ama, sadece onlar değil, bu çarpık sistemden nemalanan kanaat önderleri, bu pisliklerin sahip olduğu basın, pek çok uzman ve toplumun pek çok kademesinden çeşit çeşit parazit, dolaylı demokrasinin imkan sağladığı çamur içinde debelendirir durur insanları, yarım günde çözülebilecek sorunlar için kavgaya tutuşturur, hatta olmayan sorunlar ile gündemi meşgul ederlerken sistemin kusursuzca dişlileri ile yağınızı çıkarmaya devam etmesini garanti altına alırlar. Kaldı ki, hemen hemen herkes, A konusundaki politikalara ilişkin X partisinin tutumunu ancak B konusundaki politikalara ilişkin başka bir partinin tutumunu haklı bulurken C konusundaki politikalara ilişkin haklı bulunacak doğru düzgün bir parti bile bulunmadığından şikâyet etmez mi? Tüm bunlara ne gerek var? Geçelim doğrudan demokrasiye, herkes bireysel olarak, hangi konuda hangi politikanın uygulanmasını istediğini özgürce savunsun, oylayalım şehir devletimizde ve oy çokluğu ile kazanan politikaları uygulayalım söz konusu konularda. Küresel Para Birimi Olarak Altın Kullanılmalı Dolar dışındaki herhangi bir para biriminin hiç bir değeri yoktur. Dünya ticareti dolarla yapılır. Kredi dolarla kullanılır ve dolar olarak geri ödenir. Dolar ise Amerika Birleşik Devletlerine ya da onun insanlarına ait bir değer değil. Federal Rezerv, bir kaç aileden oluşan banker karteline aittir. Dahası, yıllardır basılan doların herhangi bir altın karşılığı da bulunmamakta. Yani bize, Amerikan vatandaşı olan olmayan herkese düpedüz kağıt satıyorlar. Dünyayı yöneten bir kaç ailenin çıkarları neyi gerektiriyorsa onu yaşamaya bir son vermeliyiz. Altın binlerce yıl temel para birimi olarak kullanıldı ve tekrar öyle olmalı. Altın dijital paralardan da üstündür. Öncelikle çıkarma maliyeti vardır ve bu önemlidir. Dahası bizatihi madeni bir değeri vardır, değer atfedilmiş dijital bir veri değildir. Bu yüzden tekrar emeğimizin karşılığını altın ile almalı, altın kullanmalıyız. Kişilerin Ve Kurumların Sahip Olabilecekleri Servetin Bir Üst Sınırı Olmalı İstatistiklere bakalım. 10.000 kişide 1 kişi dünyadaki paranın %80’ine sahip. Bu absürt. Bunu değiştirmemiz gerek. 10.000 kişide 1 kişi, dünyadaki paranın %80 ine sahip. Kaldı ki bu 9.999 kişi de kalan %20 lik serveti eşit olarak bölüşmüyorlar. Aslına bakarsanız bu 9.999 kişinin ezici bir çoğunluğunun tek kuruşu bile yok. Ve bu insanlar öyle tembel, sorumsuz ya da yeteneksiz değiller, aksine yoğun saatlerde çalışıyorlar, pek çoğu iki işte birden çalışıyor ancak yaşadığımız sistem onlara herhangi bir servet biriktirmeyi bırakın, çoğu kez temel ihtiyaçlarını karşılamayı bile mümkün kılmıyor, hayallerinin ya da yeteneklerinin peşinden gitmelerini imkansız kılıyor ve onları modern köleler olarak kullanıyor. Birlik sınırları içerisinde şahıslar için 100 milyon dolar, kurumlar için ise 1 milyar dolar servet üst sınırı konulacak. Tabi, para birimi altın olacağı için, bu paranın altın karşılığını kastediyoruz. Ve bu rakamların üzerindeki tüm servet yarı bağımsız Birlik Şemsiye Vakfına aktarılacak. Bu aktarım işlemi, yıl içerisinde elde ettiği gelirlerle toplam serveti şahıslar için 100 milyon dolar, kurumlar için 1 milyar doların altın karşılığı üzerine çıkan kişilerden, bu servet fazlalılığının Birleşik Şemsiye Vakfına transfer edilmesi yoluyla her yıl tekrarlanarak, bunun tek sefere mahsus elde edilen bir gelir değil, düzenli bir kaynak olması sağlanacak. Dev şirketlerin endişe etmelerine hiç gerek yok. Zira üretim araçları bu rakamların hesaplanmasına dahil edilmeyecek. Yani bir uçak şirketinin uçakları örneğin, hesaba katılmayacak. Ya da bir fabrikanın makineleri. Amacımız şirketleri küçültmek değil, aksine daha da büyümelerini istiyoruz. Sadece ne şirketlerin ne diğer kurumların ya da şahısların para istifi yapmalarını istemiyoruz. Bu bağlamda şirketler yıl sonunda fazla geliri ilan etmek yerine bu geliri yatırıma dönüştürebilir; gelişimin, ilerlemenin, istihdamın lokomotifi olmaya daha da büyük bir güçle devam edebilirler. Ancak bu noktada şunu belirteyim, arsa ve diğer gayrimenkulleri servet hesaplanmasına dahil ediyoruz. Bu şu demek, bir şahıs ya da kurumun serveti, arsanın büyüklüğü nedeniyle belirlenen servet sınırını aşıyor ise, servet sınırı üzerinde kalan değer karşılığı arsa Birlik Şemsiye Vakfına devredilecek ancak şahıs ya da şirket bu kendi gayrimenkulünü kiralayarak kullanmaya devam edebilecek. Vatikan’ı ele alalım. Birliğin bir parçası olması durumunda, belirlenen değer üzerindeki nakitine el konulacak. Peki ya gayrimenkulleri? Altından yapılmış kuleleri, sanat eserleri? Bu tür değerler de, aynı gayrimenkuller gibi, Birlik Vakıf Şemsiyesine devredilecek ve kiliseye kiraya verilecek. Sonuç olarak kilise açısından değişen bir şey olmayacak. Aynı değerlere sahip olmaya devam edecek, sadece kirasını ödeyecek. Kiliseler, bankalar, büyük şirketler, kralıklar ve taçsız hanedanlar varlıklarını ve inanın, hali hazırda sahip oldukları müthiş refahlarını sürdürmeye devam edecekler. Sizi temin ederiz, bahsettiğimiz bu üst sınırlar o kadar yüksek ki, aslında yasa uygulamaya konunca pratikte etkisini bile fark etmeyecekler. Sadece istifledikleri inanılmaz para fazlasını alıyor olacağız. Size söz veriyoruz, böylesi paralara ihtiyaçları yok. Evrensel Temel Gelir Uygulamaya Geçirilmeli Birlik içerisinde eğitim ve sağlık hizmetleri tamamen ücretsiz olacak. Kişilere doğumları ile birlikte bir evrensel temel gelir aylığı bağlanacak. Bu aylığın tamamı, kişinin doğumundan ilkokula başlayana kadar, çocuğun masraflarının karşılanması için ebeveyne verilecek. Çocuğun ilkokula başlaması ile birlikte aylığın büyük çoğunluğu ebeveyne verilmeye devam edecek ancak bir kısmı çocuğa harçlık olarak ödenecek. Bu oran yaş ilerledikçe çocuk lehine artacak ve çocuğun 18 yaşına ulaşmasıyla aylığın tamamı çocuğa veriliyor olacak. Birlik üyesi kişiler yetişkinliğe adım atmaları ile birlikte kendilerine bireysel gayrimenkul payı adı verilen bir bütçe tahsis edilecek. Kişiler 18 yaşına basmaları ile birlikte, sadece gayrimenkul alımı için kullanabilecekleri örneğin 50 bin dolar karşılığı altın banka hesaplarına yatacak ve ister derhal ister ömürlerinin uygun gördükleri başka bir zamanlarında bu yatırımı yapabilecekler. Kişiler, dediğimiz gibi, devredilemeyen bu para ile sadece gayrimenkul alabilecekler. Bu para ile gayrimenkulün daha ucuz olduğu kırsal kesimde bir ev alabilecekleri gibi, metropollerde bir evin bir odasını da satın alabilecekler. Evlerin oda oda olarak satılması yapılacak bir düzenleme ile mümkün kılınacak. Kişinin aldığı evi ya da odayı satması durumunda, bu para, gene sadece gayrimenkul alımına mahsus olarak harcanmak koşulu ile, banka hesaplarında muhafaza edilecek. Ayrıca kişilere evrensel temel gelir ile bireysel gayrimenkul payı dışında, yıllık örneğin 5 bin dolar karşılığı altın, sadece uçak bileti alımına özgülenerek, tahsis edilecek. Bu yıllık 5 bin dolar karşılığı altın biriktirilemez nitelikte olacak yani kişi yıl içerisinde bu paranın ne kadarını harcarsa harcasın, ertesi sene hesabında bireysel uçuş payı olarak 5 bin lira bulacak. Birlik Şemsiye Vakfı, altında pek çok vakıf bulunduran yarı bağımsız şemsiye bir kuruluş olacak. Bu alt vakıflar, şemsiye vakfın denetiminde, şemsiye vakfa kaynağını sağlayan kişi, kurum ve kuruluşlar tarafından yönetilecekler, elbette arzu ederlerse. Dolayısıyla şemsiye vakfa kaynak sağlamış olan kişi kurum ve kuruluşlar, kendi kurdukları ya da hali hazırda sahip oldukları vakıfların şemsiye vakfın alt vakfı niteliği kazanmasıyla, yapacakları hizmetleri kendi adlarına yönetebilecekler. Bu kişi, kurum ve kuruluşlar, yapmış oldukları katkılar oranında, alt-vakıflar aracılığıyla bu paralarını dünyayı daha iyi bir yer haline getirmek üzere harcayacaklar. İlk etapta Birlik doğrudan demokrasi ile yönetilen birinci dünya şehir devletlerinden oluşacak. Birliğe dahil olmanın yolu, bugün Avrupa Birliği’ne katılmakta olduğu gibi, bir dizi şarta bağlı olup bu şartlardan ilki, aday ülkenin doğrudan demokrasi ile yönetilen bir şehir devleti olması olacak. Dolayısı ile doğrudan demokrasi ile yönetime geçen, şehir devletlerinden oluşan ve başvuruda bulunan her ülke Birlik adayı niteliği kazanacak ve Birlik şemsiye vakfının hizmet alanına giriş yapacak. Bu noktada şunu söyleyelim, bu demek değil ki Birlik Şemsiye Vakfı adaylık niteliklerine haiz olmayan bir ülkeye yardım yapamaz. Şüphesiz ki, bir yerde insanlar insani yardıma muhtaçsa, şartlar ne olursa olsun, buna duyarsız kalamayız. Biz burada Birlik adaylığı niteliği kazanmış olan Birlik dışı şehir devletleri halklarının, tanımlanmış bazı haklar kazanacaklarını ifade ediyoruz. Birliğe adaylığın dereceleri olacak. Bu derece, aday şehir devletlerin bir dizi Birlik kriterine uygunluğu ile belirlenecek. Aday şehir devletlerin Birlik kriterlerini karşıladıkça adaylık derecesi de artacak ve nihayetinde Birlik’in bir üyesi niteliği kazanacaklar. Şehir devletlerinin Birlik adayı olmaları ile birlikte, Birlik Şemsiye Vakfı, alt-vakıfları aracılığı ile konu aday şehir devletlerinin kalkınması için bir dizi alt-yapı ve üst-yapı yatırımları yapmaya, eğitimler düzenlemeye, fonlar sağlamaya başlayacak. Bunun dışında her Birlik adayı şehir devleti vatandaşı, şehir devletinin adaylık derecesi ile paralel olarak değişen miktarlarda evrensel temel gelir aylığına hak kazanacak. Adaylık derecesine bağlı olarak bireysel uçuş payı ve bireysel gayrimenkul payı hakkı da söz konusu olacak. Dünya kaynakları eşit olarak bölüşülmeli Birlik’i bir ülke gibi düşünelim. Yani örneğin Kaliforniya’da toplanan vergi, nasıl bugün Kaliforniya’da kalmıyor, Amerika Birleşik Devletleri ortak bütçesine aktarılıyorsa, Birlik içinde de tüm kaynaklardan gene Birlik içinde tüm şehir devlet vatandaşları eşit olarak faydalanacak.